Kahramanla Özdeşleşmek

Küçükken süper kahraman filmlerine ya da daha çok karate filmlerine gittiğimizde, film çıkışı birbirimize o filmlerde gördüğümüz numaraları yaparak eve dönmek çok eğlenceliydi. Bazen sokak oyunlarımıza da adapte ederdik bu durumu. Hani Süpermen olmak zor, uçamıyor insan (!), ama bir Jackie Chan, bizim o zamanki ağzımızla bir Buruş Li, daha ulaşılabilir bir hedefti çocuk aklımızda. Öyle ya, atlıyor, zıplıyorduk. Küçük sıyrıkları vurukları tolere ediyordu bedenlerimiz.
Sonra (ne yazık ki) büyüdük bir gözümüz arkaya bakarak, “ulan çocukluğumun elini yakalasam kopmam belki ondan,” diyerek, beyhude bir çabayla. Yıllar o denli çabuk süpürüp götürüyor ki sizi siz yapan pek çok şeyi, takip de edemiyorsunuz bu yitişi.Kahramanlarınız değişiyor.
Film seyretme eylemi, seyirci kendisini öyküdeki bir karakterle özdeşleştirebildiği ölçüde anlam kazanır. Aksi takdirde filmden hiçbir şey kalmaz sizde. Bunu başarabilen filmler, filmdirler. Batman, Kara Şövalye‘yi düşünün (Dark Knight, Christopher Nolan, 2008). Yönetmen neyi başarıyordu orada? Batman’ın dramına paralel olarak, kötü adam Joker’in de dramını veriyordu ve beklenmeyeni yapıp, sizin Joker’le, kötü adamla özdeşleşmenizi sağlıyordu. Çünkü filmdeki asıl renk oydu (Heath Ledger) ve rasyonel karakterde, evet, sadece Jokerdi!
Bizim sinemamız bütünüyle kahraman öyküleri üzerinden geliştiği için, bu dururmu sağlam bir çizgiye oturtmayı başarmış, kendi seyircisini bulmuştur. Sadık bir seyircidir bu. Değil mi ki on yıllar sonra o filmlerin televizyonda her gösterilişi reytingleri topluyor? Yımaz Güney’in, Cüneyt Arkın’ın sevilmesi bundandı; onlarla özdeşleşir, birlikte acı çeer, filmin sonunda birlikte intikam alırsınız… Bugünkü sinemamızın da asıl ihtiyacı olan şey bu…

Buruş Li’miz

Cüneyt Arkın

Jackie Chan

Çirkin Kral Yılmaz Güney

Babamın kucağında ben… işte o elini hiç bırakmamak istediğim küçüklüğüm…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir