ŞOFÖR NEBAHAT geçti az önce toz duman…

 

Sezer Sezin, Turan Seyfioğlu çalışmam için konuştuğum sanatçıların ilkiydi. Sinema yazarı arkadaşım Alican Sekmeç sayesinde telefonuna ulaşıp, randevulaştık. 2007 Şubatı olmalı. Sanatçı, randevu talebimizi sevinçle kabul etti. Ertesi gün, Alican’ın yazıp elime tutuşturduğu adres avucumda, heyecan içinde Sezin’in Nişantaşı’nda oturduğu binaya vardığımda henüz randevu saatine kırk dakika vardı. Yeter ki geç kalmayayım diye fazlaca erken hareket etmiştim. Yukarı çıkmakla çıkmamak arasında gidip geldim bir süre, ama son dakikaya kadar beklemeye karar verdim.

Nihayet daireye çıktığımda görevli bayan karşıladı, içeriye buyur edip, orta büyüklükte bir odaya aldı beni. Evin bütünü gibi o oda da zevkle döşenmişti. Antika eşyaların üzerinde, duvarda Sezin’in gençlik fotoğrafları, filmlerinden kareler asılıydı. Bir de Sezer Sezin’in kendi yazdığı bir şiir çerçevelenmişti. Güzel de bir şiirdi. Sezin çok bekletmedi beni. Ayağa kalkıp elini sıktım. Güzel yaşlanmıştı doğrusu. Ağır İstanbul hanımefendisi edası, filmlerindeki erkeksi kadına pek benzemiyordu. Son derece düzgün bir Türkçeyle, kelimelerini seçerek konuşuyordu. Oturmak için önce onu bekledim. Ortamızda son derece şık bir sehpa bulunmaktaydı. Kenarına ses kayıt cihazımı koydum. Sony marka basit bir kasetli ses kaydediciydi. Sonradan deşifre esnasında beni deli edecekti. Görevli kadın az sonra elinde bir tepsiyle geldi. Tepsiye her birinden ikişer adet olmak üzere, kahve, likör ve çikolata, yanında da su konmuştu. Kadın onları dikkatle sehpaya yerleştirdi ve ayrıldı.

Sezer Sezin yıllardır bir köşede unutulup kalmış olmaktan sıkılmış olmalıydı. Bence Türk Sineması’nın Aliye Rona ile birlikte gelmiş geçmiş en iyi kadın yüzlerindendir Sezin. Ancak sinemayı Turist Zehra (Kayhan Arıkan) ile bıraktığı 1967 yılından bu yana ortalarda değildi. Bu ropörtaj vesilesiyle adının yeniden bir yerde geçecek olması ihtimali onu çok mutlu etmişti. Heyecanı konuya odaklanmasını zorlaştırıyordu. Ropörtaj yaptığım, unutulduklarını düşünen emektar Yeşilçam sanatçılarının hepsinde aynı özelliği gördüm; konu ister istemez dönüp dolanıp kendilerine geliyordu. Gerçi Sezin sadece iki filmde birlikte oynamıştı Seyfioğlu ile. Biri Kaçak (Şadan Kamil, 1954), diğeri de Meyhanecinin Kızı (Akad, 1958) idi. Seyfioğlu’nun kariyeri açısından dönüm noktası filmlerdendi bunlar. Benim istediğim de bu filmler ve çekimlerde Seyfioğlu ile yaşadıklarıyla ilgili anılarını kaydetmekti. Oysa Sezin kendi sinema serüvenine dönüp duruyordu. Kesmedim elbette, çünkü o bahislerdeki hikâyelerin her biri başka başka yazılara kaynaklık edecek kıymetteydiler.

Turan Seyfioğlu ile KAÇAK’ta.

Sezer Sezin, 1944’ten 1967’ye kadar Yeşilçam’ın serüveninin tam ortasındaydı. Lütfi Akad’ın yönetmenliğe başlamasına vesile olmuş, onun ilk filmi Vurun Kahpeye’nin (1949) başrolünde oynamıştı. Gerçek adının Mensure Sezer olduğunu da o akşam kendisinden öğrendim. En iyi arkadaşları erkek oyuncular olmuştu, özellikle Ayhan Işık’ı özlemle anıyordu ki Işık da Sezin’in en muhteşem oyununu verdiği Orhan Kemal uyarlaması Üç Tekerlekli Bisiklet’te (Lütfi Akad & Memduh Ün, 1962) karşılıklı oynadığı jöndü. Seyfioğlu’na değindiği kısa anlarda onun maceraperest yanından bahsetti. Onu bitiren, alkole düşmesine ve genç yaşta hayatını yitirmesine neden olan Dürnev Tunaseli ilişkisini anlattı ve Seyfioğlu’yu ölümüne götüren süreci hızlandıran vakanın Meyhanecinin Kızı’nın çekimleri esnasında, kış soğuğunda, hem de hasta iken, bir sahnede defalarca denize atlamak zorunda kalması olduğunu söyledi.

O güzel akşamı sonlandırıp kalktığımızda 60 dakikalık iki kaseti doldurmuştuk. Deşifreyi kolaylaştırmak için aldığım notlar da arkalı önlü iki A4 kâğıdını kaplamıştı. Teşekkür edip ayrıldım. Beni nezaketle kapıya kadar geçirdi Sezer Sezin. Şoför Nebahat’in (Metin Erksan, 1960) gözlerine son bakışımdı.

Ve işte dün itibariyle yitti Şoför Nebahat, tozu dumana katarak…

  

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir